Yaşamak şakaya gelmez,Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksınBir sincap gibi meselâ,Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,Yani o derecede, öylesine ki,Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,Yahut kocaman gözlüklerin,Beyaz gömleğinle bir laboratuvardaİnsanlar için ölebileceksin,Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,Hem de en güzel, en gerçek şeyinYaşamak olduğunu bildiğin halde.
Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,Yani, beyaz masadan bir daha kalkmamak ihtimali de var.Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederiniBiz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,Yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğizEn son ajans haberlerini.
Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,Diyelim ki, cephedeyiz.Daha ilk hücumda, daha o günYüzükoyun kapaklanmak da mümkün yere.Tuhaf bir hınçla ve kederle bileceğiz bunu,Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğizBelki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.
Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,Yaşamak yanı ağır bastığından.
